Rahmetli Süleyman Seba’nın bu sözü, yalnızca bir futbol nezaketi değil; bugün her alanda yitirdiğimiz ölçünün, edebin ve hududun kısa bir özeti. Çağ, rakibi yok edilmesi gereken bir engel gibi sunuyor. Oysa futbol, rekabetten önce bir karşılaşmadır. Karşılaşmak ise tanımayı, kabul etmeyi ve saygıyı gerektirir.
Maç öncesi yaşanan cendere, İstiklal Marşı’nın tribünleri tek sese dönüştüren yankısı ve ardından rakibin alkışlanması… Bunlar skor tabelasında yazmaz ama oyunun ruhunu ayakta tutar. Modern zamanların hoyratlığına karşı sahadan yükselen sessiz bir itiraz gibiydi bu anlar.
İlk yarıya baktığımızda ise tablo çelişkiliydi.
Bursaspor topa daha fazla sahipti ama oyunun yönü net değildi. Dikine oyun yoktu, kaleye şut yok denecek kadar azdı. Kanatlar yeterince kullanılmadı; oyun merkezde sıkıştı. Son vuruşlardaki tereddüt, oyunun bütün akışını yavaşlattı. Yine de skor tabelası 2-0’ı gösterdi. Bu iki gol, oyunun kalitesinden çok seyircinin gazını alan, tribünleri rahatlatan gollerdi. Sahadaki eksikleri perdeledi ama tamamen yok etmedi.
Adana cephesinde ise her şeye rağmen diri bir duruş vardı.
İlk yarı boyunca gardı düşmeyen, oyunun içinde kalmaya çalışan bir takım izledik. Skora rağmen teslim olmayan bu hâl, futbolda pek alkışlanmayan ama insani olarak kıymetli bir dirençti. Çünkü çağ, kaybedeni hemen siler; oysa direnmek hâlâ bir değerdir.
İkinci yarıyla birlikte oyunun ruhu değişti.
Adana’nın gardı düştü, Bursaspor ise fiziksel ve zihinsel olarak diri kaldı. Yağmurla birlikte gelen goller, oyunun bütün dengesini Bursa lehine çevirdi. Bu dakikalarda sahada kalan şey yalnızca taktik değil, ayakta kalma iradesiydi. Diri kalan kazandı ve skor bir anda 6-0’a ulaştı.
Bu galibiyetle birlikte Mustafa Er yönetiminde takımda bir hava oluşmaya başladığını görmek mümkün. Henüz her şey oturmuş değil ama bir yön duygusu var. Bu çağda yön duygusu, sahip olunabilecek en kıymetli şeylerden biri. Halil Akbunar ise bu oyunun çalışkan arısıydı; sessiz, sürekli ve üretken.
Ama tekrar başa dönmek gerekiyor.
6-0’lık bir galibiyetin ardından bile “kıymetli rakibimiz” diyebilmek… Rakibi alkışlayabilmek… Çünkü futbol, yalnızca kazananların hikâyesi değildir. Asıl mesele, nasıl kazandığın ve kazandığında kim olduğundur.
Belki de futbolun bize hatırlattığı şey şudur:
Çağ ne kadar sertleşirse sertleşsin, insan kalmak hâlâ mümkündür.
Yeter ki unutmamayı seçelim
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa DOĞRU
Kıymetli Rakibimiz Diyebilmeli İnsan
“Kıymetli rakibimiz…”
Rahmetli Süleyman Seba’nın bu sözü, yalnızca bir futbol nezaketi değil; bugün her alanda yitirdiğimiz ölçünün, edebin ve hududun kısa bir özeti. Çağ, rakibi yok edilmesi gereken bir engel gibi sunuyor. Oysa futbol, rekabetten önce bir karşılaşmadır. Karşılaşmak ise tanımayı, kabul etmeyi ve saygıyı gerektirir.
Maç öncesi yaşanan cendere, İstiklal Marşı’nın tribünleri tek sese dönüştüren yankısı ve ardından rakibin alkışlanması… Bunlar skor tabelasında yazmaz ama oyunun ruhunu ayakta tutar. Modern zamanların hoyratlığına karşı sahadan yükselen sessiz bir itiraz gibiydi bu anlar.
İlk yarıya baktığımızda ise tablo çelişkiliydi.
Bursaspor topa daha fazla sahipti ama oyunun yönü net değildi. Dikine oyun yoktu, kaleye şut yok denecek kadar azdı. Kanatlar yeterince kullanılmadı; oyun merkezde sıkıştı. Son vuruşlardaki tereddüt, oyunun bütün akışını yavaşlattı. Yine de skor tabelası 2-0’ı gösterdi. Bu iki gol, oyunun kalitesinden çok seyircinin gazını alan, tribünleri rahatlatan gollerdi. Sahadaki eksikleri perdeledi ama tamamen yok etmedi.
Adana cephesinde ise her şeye rağmen diri bir duruş vardı.
İlk yarı boyunca gardı düşmeyen, oyunun içinde kalmaya çalışan bir takım izledik. Skora rağmen teslim olmayan bu hâl, futbolda pek alkışlanmayan ama insani olarak kıymetli bir dirençti. Çünkü çağ, kaybedeni hemen siler; oysa direnmek hâlâ bir değerdir.
İkinci yarıyla birlikte oyunun ruhu değişti.
Adana’nın gardı düştü, Bursaspor ise fiziksel ve zihinsel olarak diri kaldı. Yağmurla birlikte gelen goller, oyunun bütün dengesini Bursa lehine çevirdi. Bu dakikalarda sahada kalan şey yalnızca taktik değil, ayakta kalma iradesiydi. Diri kalan kazandı ve skor bir anda 6-0’a ulaştı.
Bu galibiyetle birlikte Mustafa Er yönetiminde takımda bir hava oluşmaya başladığını görmek mümkün. Henüz her şey oturmuş değil ama bir yön duygusu var. Bu çağda yön duygusu, sahip olunabilecek en kıymetli şeylerden biri. Halil Akbunar ise bu oyunun çalışkan arısıydı; sessiz, sürekli ve üretken.
Ama tekrar başa dönmek gerekiyor.
6-0’lık bir galibiyetin ardından bile “kıymetli rakibimiz” diyebilmek… Rakibi alkışlayabilmek… Çünkü futbol, yalnızca kazananların hikâyesi değildir. Asıl mesele, nasıl kazandığın ve kazandığında kim olduğundur.
Belki de futbolun bize hatırlattığı şey şudur:
Çağ ne kadar sertleşirse sertleşsin, insan kalmak hâlâ mümkündür.
Yeter ki unutmamayı seçelim