Bazı maçlar vardır; skor tabelası rahatlatır ama oyun içi sorular artar. Bursaspor–Mersin İdmanyurdu karşılaşması tam da böyle bir akşam bıraktı geride. Sonuç 3-0. Kağıt üzerinde net, tribünde coşkulu… Ama oyunun içine girince “kolayın zoru” dediğimiz o tanıdık hâl karşımıza çıkıyor.
Önce bir hakkı teslim edelim. Ülkenin içinden geçtiği hassas süreçte, stadyumun 40 bin Türk bayrağıyla donatılması sadece sportif değil, toplumsal bir duruştu. Bu anlamlı organizasyon için yönetime teşekkür etmek gerekir. Tribünler sadece tezahürat yapmadı; bir duruş sergiledi.
Gelelim sahaya.
Bursaspor uzun zamandır tek santrafor düzeniyle oynuyor. Bu tercihin artıları var ama özellikle defans oynayan takımlara karşı ciddi handikaplar da üretiyor. Mersin İdmanyurdu gibi kapanan, alanı daraltan ekipler karşısında ileride topu tutmak yetmiyor; çoğalmak gerekiyor. Ne yazık ki bu çoğalmayı zaman zaman göremedik. Oyun, ileride bir noktadan sonra kör dövüşüne döndü.
Yeni oyuncuların uyumu meselesi hâlâ masada. Bireysel yetenek var mı? Var. Hatta fazlasıyla. Ama bireysel kalite, kolektif akılla birleşmediğinde kaleye giden yol uzuyor. Uzadıkça da kaleye şut sayısı azalıyor. Skor 3-0 olabilir ama uzun süre “1-0 yetmez” hissi tribünde dolaştı durdu.
Bu noktada hocanın hakkını da yemeyelim. Takım olma adına bir şeyler deniyor, belli. Ancak bazı denemeler var ki daha cesur olmalı. Mesela İdris Fırat ile Muhammed Demir… Bu iki ismin aynı anda sahada olması, özellikle kapalı savunmalara karşı oyunun kilidini daha erken açabilir. Tek santraforla sabır oyunu oynarken, rakip savunma yerleşiyor; ikinci bir forvetle ise dengesi bozuluyor.
Bir parantez de Soner Aydoğdu’ya açalım. 10 numara bölgesinden gelen gol, bu takımın merkezden de tehdit üretebileceğini gösterdi. Bu, önemli bir işaret. Oyunu sadece kanatlara yıkmak, Bursaspor gibi topa hükmetmek isteyen bir takım için sürdürülebilir değil.
Asıl mesele şu: Oyunu okumak ve rakibi çözmek. Süper Lig tecrübesi olan oyuncular bir araya geldiğinde kalite kendiliğinden ortaya çıkmıyor. “Birlikte oynasa olur mu?” sorusunun cevabı evet olabilir ama zaman ister. Bu zaman, özellikle ilk iç saha maçlarının heyecanı içinde sabırla kazanılmalı.
Burada iş yine tribüne düşüyor. Taraftarın sabrı ve desteği bu sürecin anahtarı. Bu takım, aceleyle değil; doğru zamanda hızlanarak hedefe gider. Bugün skor sevindirici, yarın oyun tatmin edici olacak.
Sonuçta tabelada 3-0 yazıyor. Güzel. Ama asıl güzel günler, oyunun da skora eşlik ettiği günler olacak. O günler çok uzak değil.
Ve evet…
Güzel günler göreceğiz.
Yeşil beyazla, yine
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa DOĞRU
Kolayın Zoru
Kolayın Zoru
Bazı maçlar vardır; skor tabelası rahatlatır ama oyun içi sorular artar. Bursaspor–Mersin İdmanyurdu karşılaşması tam da böyle bir akşam bıraktı geride. Sonuç 3-0. Kağıt üzerinde net, tribünde coşkulu… Ama oyunun içine girince “kolayın zoru” dediğimiz o tanıdık hâl karşımıza çıkıyor.
Önce bir hakkı teslim edelim. Ülkenin içinden geçtiği hassas süreçte, stadyumun 40 bin Türk bayrağıyla donatılması sadece sportif değil, toplumsal bir duruştu. Bu anlamlı organizasyon için yönetime teşekkür etmek gerekir. Tribünler sadece tezahürat yapmadı; bir duruş sergiledi.
Gelelim sahaya.
Bursaspor uzun zamandır tek santrafor düzeniyle oynuyor. Bu tercihin artıları var ama özellikle defans oynayan takımlara karşı ciddi handikaplar da üretiyor. Mersin İdmanyurdu gibi kapanan, alanı daraltan ekipler karşısında ileride topu tutmak yetmiyor; çoğalmak gerekiyor. Ne yazık ki bu çoğalmayı zaman zaman göremedik. Oyun, ileride bir noktadan sonra kör dövüşüne döndü.
Yeni oyuncuların uyumu meselesi hâlâ masada. Bireysel yetenek var mı? Var. Hatta fazlasıyla. Ama bireysel kalite, kolektif akılla birleşmediğinde kaleye giden yol uzuyor. Uzadıkça da kaleye şut sayısı azalıyor. Skor 3-0 olabilir ama uzun süre “1-0 yetmez” hissi tribünde dolaştı durdu.
Bu noktada hocanın hakkını da yemeyelim. Takım olma adına bir şeyler deniyor, belli. Ancak bazı denemeler var ki daha cesur olmalı. Mesela İdris Fırat ile Muhammed Demir… Bu iki ismin aynı anda sahada olması, özellikle kapalı savunmalara karşı oyunun kilidini daha erken açabilir. Tek santraforla sabır oyunu oynarken, rakip savunma yerleşiyor; ikinci bir forvetle ise dengesi bozuluyor.
Bir parantez de Soner Aydoğdu’ya açalım. 10 numara bölgesinden gelen gol, bu takımın merkezden de tehdit üretebileceğini gösterdi. Bu, önemli bir işaret. Oyunu sadece kanatlara yıkmak, Bursaspor gibi topa hükmetmek isteyen bir takım için sürdürülebilir değil.
Asıl mesele şu: Oyunu okumak ve rakibi çözmek. Süper Lig tecrübesi olan oyuncular bir araya geldiğinde kalite kendiliğinden ortaya çıkmıyor. “Birlikte oynasa olur mu?” sorusunun cevabı evet olabilir ama zaman ister. Bu zaman, özellikle ilk iç saha maçlarının heyecanı içinde sabırla kazanılmalı.
Burada iş yine tribüne düşüyor. Taraftarın sabrı ve desteği bu sürecin anahtarı. Bu takım, aceleyle değil; doğru zamanda hızlanarak hedefe gider. Bugün skor sevindirici, yarın oyun tatmin edici olacak.
Sonuçta tabelada 3-0 yazıyor. Güzel. Ama asıl güzel günler, oyunun da skora eşlik ettiği günler olacak. O günler çok uzak değil.
Ve evet…
Güzel günler göreceğiz.
Yeşil beyazla, yine