2026 yılı Mayıs ayının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde bir kurban bayramını daha yaşamaktayız.
Kurban; kökeni Arapça olan bir kelimedir ve dinsel bir buyruğu, bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvanı ifade eder. Ancak konusuna göre, söz veya yazı içinde kimi zaman başka anlamlarda da kullanılagelen bir sözcük olduğunu da görürüz. “Saflığının ve cahilliğinin kurbanı olmak”, “arkadaşlarının kurbanı olmak” gibi. Ya da “yanlış bir tedavinin kurbanı olmak” cümlesindeki anlam gibi…
Kişisel inancıma göre ise kurban, Allah’ın rızasını kazanmak için en sevdiğin mal veya diğer şeylerden ihtiyacı olanlara vermektir. Bu günümüzde para da olabilir!
Bayramlar, toplumsal birlikteliği ve dayanışmayı artırmaya ek olarak, bireyler arasındaki kin ve nefret duygularını da yok eden bir fonksiyon görmelidir. Yani, Tanrı huzurunda boynunu büküp kurban kesen bir insan, kin duyduğu ve nefret beslediği bir diğerini fırsat bulduğunda kesebilecek bir ruhi yapıya dönüşe bilmemelidir. Çünkü gerçekten Tanrı’ya boyun eğerek O’nun için kurban kesme noktasına gelmiş olanlar eğer bu davranışlarında samimi iseler, biri diğerine zıt bu iki davranışta bulunamazlar. Peki ibadet niyetiyle Allah rızası için kestiğimiz kurbanlar bizleri huzurlu ve ahlâklı kılıyor mu?..
Birkaç gün önce, sanal medya ortamında gezinirken Yazar ve Romancı Ahmet Altan tarafından bir gazetede 2006 yılında, yani günümüzden tam yirmi yıl önce “Benim Güzel Allah’ım” başlığı altında bütün inananlara hitap ederek yayımlanmış olan, ancak tüm zamanlar için geçerli bulunan bir makaleyi hep birlikte okuyarak kendimizi testten geçirelim ve huzura yaklaşma önermelerini görelim, ister misiniz?
Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?
Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?
Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?
Ey siz, huzursuz ruhlar… Ey siz binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar… Ey siz fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar…
Dinleyin.
Fırtına kuşları gibi içinde uçtuğunuz sert rüzgârlarla yorgunsunuz, günahlarınızla, hiç bitmeyen hırslarınızla yorgunsunuz, kavgalarla, düşmanlıklarla, kızgınlıklarla yorgunsunuz, avucunuzda sıktığınız bir ustura gibi sizi yaralayan bencilliklerinizle yorgunsunuz.
Rüzgârın dinmesini özlediniz.
Sessizliği ve sükuneti özlediniz.
Düşmanlarınızla ve kendinizle barışmayı özlediniz.
Daha doğduğunuz gün bir hapishane gibi kapıları üstünüze kapanan hayatın dağdağasından kurtulmayı özlediniz.
Kasırgalardan çıkıp sakin bir vahaya konmak istiyorsunuz.
Rüzgâr uğultusundan başka sesler de duymak, gözlerinize dolan o karmaşık karaltılardan başka şeyler de görmek, sükûnetin tadını çıkarmak, soluklanıp gücünüzü yeniden toplamak istiyorsunuz.
Ve, tanrı isteklerinize cevap verdi.
Ve, bayramlar bağışladı size, kendinizden ve kavgalarınızdan kurtulun diye.
Ve dedi ki, “bugün durun, bugün barışın, bugün düşmanlıklarınızı, hırslarınızı unutun, bugün kendi eksiğinizi başkalarının eksiklerini severek tamamlayın.”
Ve ben, Rabbimin eksikli kulları o günlerde mükemmeliyete erişip düşmanlarını sevdikleri, ruhlarını hırpalayan kasırgalardan kurtuldukları için bayramlara iman ettim.
Ve dedim ki, “hiddetine değil imanım ama şefkatine iman ediyorum.”
O, benim güzel Allahım.
O, eksik yarattığı kullarını eksiklikleriyle sevecek kudrete sahip olan.
O, kasırgaları ve vahaları yaratan.
O, imanını kaybetmiş bir adamın çocukluğunda kıldığı teravih namazlarında söylenen “salavat-ı şerif’e” sesini veren.
Bayramlar, benim kaybettiğim tanrımı bulduğum büyük ve huzurlu mabetler.
Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtiraslarıyla kanayanlar, sizlersiniz bana bayramlarda tanrımı bulduran.
Düşmanınıza gösterdiğiniz merhamet, yoksula gösterdiğiniz şefkat, muhtaca gösterdiğiniz rikkat bana tanrının varlığını gösteren.
Ruhunuzu saran huzur, sizdeki huzurla o müthiş kasırganın ani duruşu, hepimizi kucaklayan hoşgörülü sevecenlik, o temizlik kokusu beni inanmadığıma inandıran.
Bayramlar, benim tanrımın sizin mükemmeliyetinizde ortaya çıktığı muhteşem duraklar.
Ve dedi ki benim Allahım, “kendiniz için değil düşmanınız için dua edin.
Ve dedi ki, “kendiniz için değil düşmanınız için şefaat isteyin.”
Ve dedi ki, “sizi birbirinize emanet ettim, emanetinize hıyanet etmeyin.”
Ve dedi ki, “düşmanlarınızı da benim yarattığımı unutmayın.”
Ve dedi ki, “bu menzilde öyle yüce bir merhamet gösterin ki bana inanmayanlar sizin merhametinizin ışığında görsünler beni.”
Bayramlar, dünyadaki imtihanları en zorlu geçenlerin, yoksulların, kimsesizlerin, evsizlerin, çocuğuna portakal alamayan işsizlerin, dağda ölümü bekleyenlerin, nöbet yerinde hasret çekenlerin, hastaların, gurbete çıkanların, hapistekilerin, kaderin kendilerine daha iyi davrandığı insanlar tarafından tevazuyla, ağırbaşlılıkla, şefkatle kucaklandığı duraklar.
Kendimizden yıkandığımız, kendi öfkelerimizden arındığımız, menfaatlerimize sırtımızı döndüğümüz kutsal yunaklar.
Bir ihtiyarın elini öpen genç, bir çocuğun başını okşayan adam, bir yoksulu sevindiren zengin, bu huzurlu vahanın çiçeklerini dikenler.
O davranışların her birinde ben kendi tanrımın tebessümünü görürüm.
Kullarının merhametinden sevinir benim tanrım.
Hayatın kasırgasını bunun için durdurur.
En huzursuzumuz bile böyle günlerde huzur bulur.
Bir başkasına merhametle, şefkatle, tevazuuyla uzanan her elde tanrının eli vardır ve o el değdiği her yere huzur ve güç verir.
O huzuru herkesle birlikte duyarım.
Ruhum sakinleşir.
Her gülümseyen yüzle birlikte hafiflediğimi, zincirlerimin çözüldüğünü, ihtirasların ve öfkelerin hapishanesinden azat edildiğimi hissederim.
Ve iman ederim kendi tanrıma.
Ve, her gülümseyen yüze, her sevecen sese minnet duyarım.
Onlardır benim tanrımın dünyadaki yansıması.
Onlardır beni inandıran.
Ben her bayram iman ederim.
Ey siz, huzursuz ruhlar…
Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar…
Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar…
Dinleyin.
Sizsiniz beni Allah’a yaklaştıran.
Kendi eksikliğinizi başkalarının eksikliğini severek tamamladığınızı görmek inandırır beni tanrının varlığına.
Ve derim ki, “hiddetinden korkmuyorum ey Rabbim, şefkatin titretiyor dizlerimi.”
Ve derim ki, “bana varlığını kullarının merhametinde göster.”
Ve derim ki, “sen olmasaydın da onlar böyle kötü olabilirlerdi ama sensiz iyi olamazlardı, onların iyiliklerini göster bana.”
Ve derim ki, senin adına kötülük edenler varken nasıl inanacağım sana.”
Ve derim ki, “senin cennetini istemiyorum ey tanrım, bütün istediğim seni tebessüm ettirecek bir iyilik yapma gücü, onu ver bana.”
Ve, bayramlarda benim tanrım bana kullarının iyi yanlarını gösterir.”
Birbirine sarılan her düşmanla ben imana doğru bir adım atarım.
Huzur bulan her ruhla biraz daha inanırım.
Sizi, bir mükemmeliyete doğru yürüyün, ruhunuzun eksikliğini kendiniz tamamlayın ve böylece O’nun kendi başına mükemmeliyete ulaşabilecek canlılar yaratabildiğini gösterin diye eksik yaratan tanrı, bu ıstıraplı yürüyüşte durup dinlenebileceğiniz menziller yaptı size.
O menzillerde durun.
Durun ve eksik yanlarınızın tamamlanmasını bekleyin.
Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?
Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?
Dininizle ırkınızla böbürlenecek misiniz?
Onun yarattığı kulları sevmeden tanrınızı nasıl seveceksiniz?
O benim güzel Allahım.
Görür içinizdeki kötülükleri.
Düşmanlıklarınızı görür.
Bir kulunun bir kuluna ettiği kötülük üzmez mi onu?
Ey siz inananlar…
Siz korkmaz mısınız onu üzmekten?
Onun üzülmesinden üzülmez misiniz?
Bayramlar, sadece birbirinizi değil, tanrınızı da sevindirme vakitleri.
Onu sevindirdiğinizde, onun da tebessüm ettiğini imanla görürüm.
Ve der ki, “hepinizi eksikli yarattım, birbirinizin eksiğini hor görmeyin.”
Ve der ki, “hepiniz benimsiniz, benim olana kötülük etmeyin.”
Ve der ki, “her bir kulum eksiğini, bir başka kulumun eksiğini hoş görerek tamamlar.”
Ve der ki, “düşmanlarınız da benim kullarım, onlar için dua edin.”
Ve der ki, “merhametim hiddetimden fazladır, sizin de merhametiniz hiddetinizden fazla olsun.”
Ve bayramlar eksikli kulların merhametle huzur bulduğu zamanlardır.
O huzurda görürüm ben onu.
Benim güzel Allahım.
Öyle kullar yaratır ki, inançsızları merhametleriyle inandırırlar.
Ben her bayram inanırım.
Onun yarattığı kulların şefkati beni yaklaştırır ona.
Ve derim ki, ”hiddetinden korkmuyorum ey tanrım, şefkatin titretiyor dizlerimi.”
Ve derim ki, “sana her bayram inanıyorsam ey tanrım, bu, her bayram senin kullarının şefkatine inandığımdandır.”
Gerçi sn. Ahmet Altan’ın bu makalesi epeyce uzun bir yazı olmuş, ancak konuşma üslubunda ve kısa cümleler halinde olduğundan yormuyor kanısındayım. Dilerim ki, her günümüz huzuru bulduran bayramlar kıvamında olsun.
Kurban bayramımız kutlu olsun…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İbrahim ERDOĞAN
BAYRAMLAR…
2026 yılı Mayıs ayının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde bir kurban bayramını daha yaşamaktayız.
Kurban; kökeni Arapça olan bir kelimedir ve dinsel bir buyruğu, bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvanı ifade eder. Ancak konusuna göre, söz veya yazı içinde kimi zaman başka anlamlarda da kullanılagelen bir sözcük olduğunu da görürüz. “Saflığının ve cahilliğinin kurbanı olmak”, “arkadaşlarının kurbanı olmak” gibi. Ya da “yanlış bir tedavinin kurbanı olmak” cümlesindeki anlam gibi…
Kişisel inancıma göre ise kurban, Allah’ın rızasını kazanmak için en sevdiğin mal veya diğer şeylerden ihtiyacı olanlara vermektir. Bu günümüzde para da olabilir!
Bayramlar, toplumsal birlikteliği ve dayanışmayı artırmaya ek olarak, bireyler arasındaki kin ve nefret duygularını da yok eden bir fonksiyon görmelidir. Yani, Tanrı huzurunda boynunu büküp kurban kesen bir insan, kin duyduğu ve nefret beslediği bir diğerini fırsat bulduğunda kesebilecek bir ruhi yapıya dönüşe bilmemelidir. Çünkü gerçekten Tanrı’ya boyun eğerek O’nun için kurban kesme noktasına gelmiş olanlar eğer bu davranışlarında samimi iseler, biri diğerine zıt bu iki davranışta bulunamazlar. Peki ibadet niyetiyle Allah rızası için kestiğimiz kurbanlar bizleri huzurlu ve ahlâklı kılıyor mu?..
Birkaç gün önce, sanal medya ortamında gezinirken Yazar ve Romancı Ahmet Altan tarafından bir gazetede 2006 yılında, yani günümüzden tam yirmi yıl önce “Benim Güzel Allah’ım” başlığı altında bütün inananlara hitap ederek yayımlanmış olan, ancak tüm zamanlar için geçerli bulunan bir makaleyi hep birlikte okuyarak kendimizi testten geçirelim ve huzura yaklaşma önermelerini görelim, ister misiniz?
“Ey siz inananlar.
Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?
Öldürecek misiniz onları?
Yoksul mu bırakacaksınız?
Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?
Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?
Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?
Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?
Ey siz, huzursuz ruhlar… Ey siz binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar… Ey siz fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar…
Dinleyin.
Fırtına kuşları gibi içinde uçtuğunuz sert rüzgârlarla yorgunsunuz, günahlarınızla, hiç bitmeyen hırslarınızla yorgunsunuz, kavgalarla, düşmanlıklarla, kızgınlıklarla yorgunsunuz, avucunuzda sıktığınız bir ustura gibi sizi yaralayan bencilliklerinizle yorgunsunuz.
Rüzgârın dinmesini özlediniz.
Sessizliği ve sükuneti özlediniz.
Düşmanlarınızla ve kendinizle barışmayı özlediniz.
Daha doğduğunuz gün bir hapishane gibi kapıları üstünüze kapanan hayatın dağdağasından kurtulmayı özlediniz.
Bir lahzalık bir huzur için yakarıyorsunuz.
İçinizdeki öfkeli çığlıklar sussun, dışınızdaki insafsız dövüş naraları kesilsin istiyorsunuz.
Kasırgalardan çıkıp sakin bir vahaya konmak istiyorsunuz.
Rüzgâr uğultusundan başka sesler de duymak, gözlerinize dolan o karmaşık karaltılardan başka şeyler de görmek, sükûnetin tadını çıkarmak, soluklanıp gücünüzü yeniden toplamak istiyorsunuz.
Ve, tanrı isteklerinize cevap verdi.
Ve, bayramlar bağışladı size, kendinizden ve kavgalarınızdan kurtulun diye.
Ve dedi ki, “bugün durun, bugün barışın, bugün düşmanlıklarınızı, hırslarınızı unutun, bugün kendi eksiğinizi başkalarının eksiklerini severek tamamlayın.”
Ve ben, Rabbimin eksikli kulları o günlerde mükemmeliyete erişip düşmanlarını sevdikleri, ruhlarını hırpalayan kasırgalardan kurtuldukları için bayramlara iman ettim.
Ve dedim ki, “hiddetine değil imanım ama şefkatine iman ediyorum.”
O, benim güzel Allahım.
O, eksik yarattığı kullarını eksiklikleriyle sevecek kudrete sahip olan.
O, kasırgaları ve vahaları yaratan.
O, imanını kaybetmiş bir adamın çocukluğunda kıldığı teravih namazlarında söylenen “salavat-ı şerif’e” sesini veren.
Bayramlar, benim inançsızlığımın durduğu, dinlendiği, huzurlu vahalar.
Bayramlar, benim kaybettiğim tanrımı bulduğum büyük ve huzurlu mabetler.
Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtiraslarıyla kanayanlar, sizlersiniz bana bayramlarda tanrımı bulduran.
Düşmanınıza gösterdiğiniz merhamet, yoksula gösterdiğiniz şefkat, muhtaca gösterdiğiniz rikkat bana tanrının varlığını gösteren.
Ruhunuzu saran huzur, sizdeki huzurla o müthiş kasırganın ani duruşu, hepimizi kucaklayan hoşgörülü sevecenlik, o temizlik kokusu beni inanmadığıma inandıran.
Bayramlar, benim tanrımın sizin mükemmeliyetinizde ortaya çıktığı muhteşem duraklar.
Ve dedi ki benim Allahım, “kendiniz için değil düşmanınız için dua edin.
Ve dedi ki, “kendiniz için değil düşmanınız için şefaat isteyin.”
Ve dedi ki, “sizi birbirinize emanet ettim, emanetinize hıyanet etmeyin.”
Ve dedi ki, “düşmanlarınızı da benim yarattığımı unutmayın.”
Ve dedi ki, “bu menzilde öyle yüce bir merhamet gösterin ki bana inanmayanlar sizin merhametinizin ışığında görsünler beni.”
Bayramlar, dünyadaki imtihanları en zorlu geçenlerin, yoksulların, kimsesizlerin, evsizlerin, çocuğuna portakal alamayan işsizlerin, dağda ölümü bekleyenlerin, nöbet yerinde hasret çekenlerin, hastaların, gurbete çıkanların, hapistekilerin, kaderin kendilerine daha iyi davrandığı insanlar tarafından tevazuyla, ağırbaşlılıkla, şefkatle kucaklandığı duraklar.
Kendimizden yıkandığımız, kendi öfkelerimizden arındığımız, menfaatlerimize sırtımızı döndüğümüz kutsal yunaklar.
Bir ihtiyarın elini öpen genç, bir çocuğun başını okşayan adam, bir yoksulu sevindiren zengin, bu huzurlu vahanın çiçeklerini dikenler.
O davranışların her birinde ben kendi tanrımın tebessümünü görürüm.
Kullarının merhametinden sevinir benim tanrım.
Hayatın kasırgasını bunun için durdurur.
En huzursuzumuz bile böyle günlerde huzur bulur.
Bir başkasına merhametle, şefkatle, tevazuuyla uzanan her elde tanrının eli vardır ve o el değdiği her yere huzur ve güç verir.
O huzuru herkesle birlikte duyarım.
Ruhum sakinleşir.
Her gülümseyen yüzle birlikte hafiflediğimi, zincirlerimin çözüldüğünü, ihtirasların ve öfkelerin hapishanesinden azat edildiğimi hissederim.
Ve iman ederim kendi tanrıma.
Ve, her gülümseyen yüze, her sevecen sese minnet duyarım.
Onlardır benim tanrımın dünyadaki yansıması.
Onlardır beni inandıran.
Ben her bayram iman ederim.
Ey siz, huzursuz ruhlar…
Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar…
Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar…
Dinleyin.
Sizsiniz beni Allah’a yaklaştıran.
Kendi eksikliğinizi başkalarının eksikliğini severek tamamladığınızı görmek inandırır beni tanrının varlığına.
Ve derim ki, “hiddetinden korkmuyorum ey Rabbim, şefkatin titretiyor dizlerimi.”
Ve derim ki, “bana varlığını kullarının merhametinde göster.”
Ve derim ki, “sen olmasaydın da onlar böyle kötü olabilirlerdi ama sensiz iyi olamazlardı, onların iyiliklerini göster bana.”
Ve derim ki, senin adına kötülük edenler varken nasıl inanacağım sana.”
Ve derim ki, “senin cennetini istemiyorum ey tanrım, bütün istediğim seni tebessüm ettirecek bir iyilik yapma gücü, onu ver bana.”
Ve, bayramlarda benim tanrım bana kullarının iyi yanlarını gösterir.”
Birbirine sarılan her düşmanla ben imana doğru bir adım atarım.
Huzur bulan her ruhla biraz daha inanırım.
Sizi, bir mükemmeliyete doğru yürüyün, ruhunuzun eksikliğini kendiniz tamamlayın ve böylece O’nun kendi başına mükemmeliyete ulaşabilecek canlılar yaratabildiğini gösterin diye eksik yaratan tanrı, bu ıstıraplı yürüyüşte durup dinlenebileceğiniz menziller yaptı size.
O menzillerde durun.
Durun ve eksik yanlarınızın tamamlanmasını bekleyin.
Sahip olduklarınız sizin eksiklikleriniz.
Öfkeleriniz, düşmanlıklarınız, hırslarınız, kıskançlıklarınız, hasetleriniz, böbürlenmeleriniz.
Onlardan kurtuldukça tamamlanacaksınız.
Ve bayramlar tamamlanma vakitleri.
Ey siz inananlar…
Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?
Öldürecek misiniz onları?
Yoksul mu bırakacaksınız?
Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?
Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?
Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?
Dininizle ırkınızla böbürlenecek misiniz?
Onun yarattığı kulları sevmeden tanrınızı nasıl seveceksiniz?
O benim güzel Allahım.
Görür içinizdeki kötülükleri.
Düşmanlıklarınızı görür.
Bir kulunun bir kuluna ettiği kötülük üzmez mi onu?
Ey siz inananlar…
Siz korkmaz mısınız onu üzmekten?
Onun üzülmesinden üzülmez misiniz?
Bayramlar, sadece birbirinizi değil, tanrınızı da sevindirme vakitleri.
Onu sevindirdiğinizde, onun da tebessüm ettiğini imanla görürüm.
Ve der ki, “hepinizi eksikli yarattım, birbirinizin eksiğini hor görmeyin.”
Ve der ki, “hepiniz benimsiniz, benim olana kötülük etmeyin.”
Ve der ki, “her bir kulum eksiğini, bir başka kulumun eksiğini hoş görerek tamamlar.”
Ve der ki, “düşmanlarınız da benim kullarım, onlar için dua edin.”
Ve der ki, “merhametim hiddetimden fazladır, sizin de merhametiniz hiddetinizden fazla olsun.”
Ve bayramlar eksikli kulların merhametle huzur bulduğu zamanlardır.
O huzurda görürüm ben onu.
Benim güzel Allahım.
Öyle kullar yaratır ki, inançsızları merhametleriyle inandırırlar.
Ben her bayram inanırım.
Onun yarattığı kulların şefkati beni yaklaştırır ona.
Ve derim ki, ”hiddetinden korkmuyorum ey tanrım, şefkatin titretiyor dizlerimi.”
Ve derim ki, “sana her bayram inanıyorsam ey tanrım, bu, her bayram senin kullarının şefkatine inandığımdandır.”
Gerçi sn. Ahmet Altan’ın bu makalesi epeyce uzun bir yazı olmuş, ancak konuşma üslubunda ve kısa cümleler halinde olduğundan yormuyor kanısındayım. Dilerim ki, her günümüz huzuru bulduran bayramlar kıvamında olsun.
Kurban bayramımız kutlu olsun…